Hiç sevmediğim ama lazım olan şey : Sabır...
Sabır Vivam..Bu günler de geçecek. Belki de çok çalışıp yorulduğun
için dinlenmen gerekiyordu ve ancak bu şekilde durdurabildiler seni :)
Bazen isyan etmemek mümkün olamıyor ne yazık ki..Ama bilinç çabuk
geri geliyor işte...Ağrıların da, acıların da geçecek, belki biraz
canın sıkılacak ama sıkılmaya vaktinin kalacağını sanmıyorum...
Saat 10.30 oldu ben hala işe gitmedim bak :) Gidince seni arayıp
gerisini anlatırım artık...
Herkeslerin Viva'yı ama en çok da beni özlediğini, merak ettiğini biliyorum..
O yüzden Viva nerde ben neredeyim diye bir yazı yazmaya karar verdim.. (sanırım buna benzer bir şarkıda vardı ama konumuz şarkılar değil.)
Ben buralardayım da Viva dünyamızda değil..Bedeni var olmasına var da bedeninde hayat bulan ruhu geçici olarak servis dışı..
Kısaca özetleyecek olursam;
Derin bir okyanusun dibinde ve yukarı çıkmaya çalıştıkça batıyor..Su yüzüne çıkmayı başardığı anlarda ise dalıp dalıp gidiyor uzaklara..
bazen gözü gökyüzüne takılıyor..Mavi bulutların arasında süzülen renkli bir uçurtma görüyor ve çocuklar gibi sevinecekken uçurtmanın ipinin kopmuş olduğunu ve kuyruğunda asılı duran kendi umutlarının bir o yana, bir bu yana savrulduğunu görüyor..Gözünün önünde beliren bu sahne dolayısıyla da cennetten geldiğine inandığı gözyaşları ile yanaklarını ıslatıyor..
Bugünlerde yaşamak Viva için hazırlıksız yakalandığı sınav salonunda, daha önce hiç görmediği bir dersin sınavını vermeye çalışmak gibi bir şey..
ya sınavı geçecek ya sınıfta kalacak..
Sorulara bakıyor, bildiği sorulardan başlamak için sayfaları çeviriyor, çeviriyor..
Hiç bildik soru yok..Dalıyor yeniden çok uzaklara..
ve hep yaptığını yapıyor; sorguluyor hayatı yine ve yeniden..
sorgu seansları o kadar uzun ki gece ile gündüzün ayrıldığı zamanı bile anlayamıyor..
Bu durum dolayısıyla kendimi aciz bir içses gibi hissetmeye başladım..
ne gülümseme, ne de ballı öpücük dağıtacak formda değil(im)..
Çünkü Viva'nın canı yanıyor, hem de çok..
Bacaklarının üzerinden tonlarca ağırlıktaki yük kamyonları geçiyor gibi..
en yakınında, içinde olarak çektiği acıyı ve üzerindeki ağırlığı biliyorum,
o yüzden yapmamı istediği şeyi yapıyorum ve ben de susuyorum..
yormuyorum kendisini..
düzelecek bu hali ama süresinin belirsizliği iyice umutsuz yapıyor kendisini..
Alışkın olmadığı durumlar dolayısıyla yaşam Viva'nın cephesinde çok zorlu geçiyor..
Kendisini havalandırması bile olmayan bir ezaevinde gibi hissediyor..
Ne kuşları görebiliyor, ne de o çok sevdiği yaşama dokunabiliyor, tek başına!.
Ruhunun çektiği acılarına alışkındı da bedensel ağrılarla hiç bu kadar samimi olmamıştı..
En fazla bayan mikrop ve bay virüsle muhabbeti olmuştu..
Onların muhabbeti de acıtanından değildi..
Kıymetlerini anlıyor şimdi ve iki mikropta gösterdiği zayıflık dolayısıyla kızıyor kendisine..
Yollar kalabalık, yürüyenler, geçip giden arabalar, korna sesleri, çocuk sesleri..
Gençlik Bayramı coşkusu daha doğrusu tatili dolayısıyla küçük kıyı kentinin alışamadığı gürültüsü yükseliyor her taraftan..
boğuluyor gibi hissediyor kendisini..Kaçmak, kurtulmak istiyor ama yapamıyor..
Ayakları öylesine ağır geliyor ki kendisine..Yürümek istiyor ama adım atamıyor..
annesinin elini bırakmış ve bilmediği bir yolda kaybolmuş çocuk gibi..
Viva isyan etmezdi, yoktu öyle huyları..
her şeyi olması gereken buymuş diye karşılar
başına gelenle yaşamaya çalışır, hatta abartıp mutlu olunmayacak hallerden bile gülümseyecek bir şeyler bulup o hiç sevmediği ve aptal kahraman dediği Polyanna gibi tutunurdu hayata..Fakat son günlerde isyanlarda..Tıpkı Polyanna gibi!..
"Neden ben?" diye sürekli gözyaşı döküp duruyor..
fakat yaptığının farkına varınca susuyor..
Hayat sınanmak demekti ve önüne konulan bu zorlu sınav kağıdından da yüksek not almak zorunda olduğunu benliğinde hissederek biraz olsun ferahlatıyordu kendisini..
Ferahlık hissi yayıldıkça ruhuna, balkonun kenarına çekilmesini istediği kanepesine uzanıyor
çayını, sigarasını içiyor, saksılarına ektiği fesleğenin huzur veren kokusunu tüm hücrelerine dolduruyor..arada yine dalıp gidiyor uzaklara..
ama bugün biraz daha umutlu…
çünkü sevildiğini biliyor..
sevdiği tüm insanlar yanında..
kimi sesiyle, kimi dokunuşuyla, kimi düşüncesiyle ama hepsi yanında..
Viva'nın yokluğu şımarıklık değil..
kapris değil..
sıkılmak ve blogu bırakmak değil..
naz hiç değil..
Çok yakında yeniden burada, sevdiği bu ortamda sevdiği dostlarıyla yeniden bir arada olacak ama şimdi değil..
iyi olmak için zamana ihtiyacı var..
Sevgili Vivaforever,
Blog sayfanızı tesadüfen keşfettim. Bir konuda "google"da yazı ararken sizin blog adresini buldum. Birkaç aydır sessiz ve derinden yazılarınızı büyük bir beğeniyle okuyordum.Bir aydır ev taşıdığım için net bağlantım yoktu. Açıldığı ilk gün viva neler yazmış ben yokken diye girdim ki yeni birşeyler yok:( Lütfen yazmalara devam..
her şey gönünüce olsun..
sen ağlma derken bile ağlamıyorsan, kesinlikle ağlatack birşeyler bulup ağlatacak şarkı...
neden sürekli birşeyleri hatırlatma modundayız
anladım benn, tamam bahar gelemedi bi türlü. hanii senelerce hücreden çıkmamış birine sorulsa aylardan ne diye dışarı çıktığında ocak diyebilir mesela. ama tütmeyen bacaları gördüğünde eylül ekim deme olasılığıda var tabi.
dolayısı ile noluo sonbahar tadındaki hava seni bir senede iki sonbahar yaşamış biri yapıor ve tabii buna istinaden :) iki ayrı hüzün yoğunluğu..
Aklimin bir kosesine islemis ; en guzel seyleri hakeden iyi bir arkadas, iyi bir dost, iyi bir insan, iyi bir kisilik kavramlarina sahip bir blogcunun varoldugunu bilmek ,burada olabilmek ve kalabilmek adina bize guc veren bir olgu..Hep burada ol ve hep yaz,,!Hic birsey seni uzmesin, senin uzuldugunde senle beraber uzulebilecek dusleyemeyecegin kadar sana yakin buradan kazanilmis arkadaslarin var,,,!
Sanırım artık blogunuzu güncellemenin zamanı geldi
hatta geçiyor bile..
fazla tembelleştiniz..
tamam yaşamın bizzat içinde yer alıp hayatın tadını çıkartmak güzel de arada bir yaşadığınız güzellikleri de paylaşın lütfen..
yaşadığınızı hissetsin dostlarınız..
olmuyor ama öyle..
kulaklarını çekicem sonra adım kötü, hatta üvey anne gibi içsese çıkacak..
tüm bunları göze aldığımı bildirir,
bu e-muhtıra gibi e-yorumu da buraya bırakırım..
bilmek istersen eğer
gül ağacının dibine; viva bi sürü yazı yazsın
buraları hiç bırakmasın bi de bana mavi mavi baksın diye dilek yazıp bıraktım haberin olsun..
kendi için hiçbir şey dilemediğim ayrıntısını gözden kaçırma lütfen..
ayrıca yoruma bakıp "bu ne? Sus Firuze Sus gibi" cümleler de kurma..
Ben senin bildiğin içseslerden değilim..
sahibime de muhalefet olabilirim yani..
şekil a 'da görüldüğü üzere..
şekil a olarak bu yorumum kabul et..
yorum ayarların şekil mekil çizmeme izin vermiyor..
sen sus demeden susarken senin adına ballı öpücüklerimizden dağıtıyorum blog ziyaretçilerine.. gerçi şimdi gergin hocam şimdi beni yine şikayet eder sana ama olsun..
Nedir bu canım neee! özgür ruh cingen beden firuze, viva'ya yamalandığından bu yana vivayı evinde görene aşk olsun, aşk:)) göçebe çadırlarını her bir obada kurduruyor firuze, vivaya:))
ve galiba sanursam hıdırleze kadar vivayı göremiyeceğiz hatta hıdırlezde Romanya ya yolculuk ta yaptırır firuze ona:Pp
BURDA ULTİMATOM VAR!
Beri bak firuzee beri baak! bireysel ultimatomumu veriyorum hıı laftan anlamassan Blogistan gezegenin sakinlerinden toplumsal ultimatomumuzla gelmesini de bilirik hıı:Pp
Bırak bizim uysal evicil tek kelimeden roman yazan vivamızı yettiyse yetti gayri!
Çıkını burda gelme geri dönme olasılığı var:))
BURDA SEZEN yardımlı ÇAĞIRI
geri dön geri dön ne olur geri dön:))
hadii viva düşür firuzeyi yakandan veya daha doğrusu sen düş bizim sıcak sımsıcak yüreklerimize:))
vivaaaaaaaaaaaa..
sen o firuzeye inanma.. bak kesin bi işler karıştırıyodur o..
bilmezmisin ..
bööle oyalarlar kendilerini ihmal eden tarafı...
çünkü onlar da yeni ilgi alanları bulmuştur..
bak bunlar bu firuze ile benim sürmeli birlik olmuş olmasın..
=P
ayyy korktum şimdi benn
ya anacım..
ama bu kadar mı ihmal edilir ya bi blog..
valla bak kaçacak bu blog sööliyim..
bu kadar ilgisizlik.. ihmal.. e hafifletici neden sayılır..
hem de..
yeni yazı hakkımız söke söke alırız....
diye bu yorumu yazıyorum..
kendimi ilk kez senden bağımsız olan bir içses gibi hissettim..
senin içsesin olmanın verdiği dayanılmaz mutluluğun sarhoşluğu içerisindeyim..
nazar değmesin diye de 41 kere maşallah diyerek sana bu yorumu yazıyorum..
kendine yazıyor gibi bir izlenim oluşabilir okuyucu da ama öyle olmadığını biliyoruz biz..
bu kadar uzun bir sessizliğin ardından senin dolu dolu geleceğini bilmenin verdiği rahatlıkla neredesin falan demiyorum sana..
hep yanımdasın ya yetiyor bana..
gerçi seni seven dostlarına biraz haksızlık gibi ama olsun ben onların yerine de seninle zaman geçiriyorum ki sana dostlarının eksikliğini hissettirmiyorum..
buraya kadar gelmişken de herkeŞlere senin adına ballısandan öpücükler bırakıyorum..
sensiz bir hiç olacağını bilen içsesin firuze.. :))
ve ben seni burada görmüş olmaktan dolayı çok mutluyum Özgür..
Akşam akşam tebessüm oldun yüzüme..
iyi olduğunu bilmek, dahası keyiflenme vesile olmak
çok ama çok güzel..
artık şafak saymadığını biliyorum ama
ben yine de döneceğin günü sabırsızlıkla bekliyorum..
çoğu gitti azı kaldı..
sen hayırlısıyla teskereni alıp gel,
inşallah birlikte içeriz çayları..
Özgür akşam gülümsemem oldun..
ağrısından kıvrandırp duran midemi bile unuttum iki dakikada.. :))
posta kutuma yol alayım oradan devam ederim.. :)
Bir bardak açık çay.
Gelincik.
Deniz
ve
Yeşil.
Her şey gönle en naif gelen halinde.
Bir de çayın içinde kaşığın kırılan görüntüsü var ki -çok zorlarsam- ordan da kırgın günlerime bir gönderme yapabilirim.
:)
Cebimdeki üç kuruşumu harcamaya geldim yine bir internet kafe köşesine. Azıcık neşem olmasa üzerimde yine evini sessizce ziyaret edip gidecektim. Lâkin çay gergin ruhumu gevşetti, ısındırdı. Teşekkürler Viva Hanım.
Somut alemde günlerin uzadığı, benim içerimde dakikalar gibi gelen bir hızda kısaldığı bir zamandan merhabalarımı gönderiyorum sana. Ve potansiyel "Nasılsın?" soruna "iç güveysinden hallice..." cevabımı verip kaytarıyorum.
Biraz "ışık"ımı bulmaya çabalıyorum, biraz da kendi kendimin ışığı olmaya.
Öyle işte.
Firuze söylermisin vivaya onu merak ettiğimi ve çok özlediğimi tamam çok yoğun olabilir ama yinede bi ses verebilir değil mi.. :)) seni ve vivayı öpüyorummm canımm .. :))
e hadi ama yaaa.........
teftişi de..işi de..
tayinler mi.. nedir..
nooluyor..
izi yok sesi yok
içsesi yok
viva.. herzamanım..
önce arada sırada idi..
şimdi kayıplara karıştı...........