|
BAŞLIĞI YOK SADECE BİZ..insan kendine susar mı? susuyor galiba.. nasıl sustuğuna dair düşüncelerimi cümle yapmadım henüz ama susmak ve susamak olarak değerlendireceğimi biliyorum susuyor olmayı... su.. en sevdiğim içecekler sıralamasında birinci sırada.. bu sebepten olsa gerek su ile başlayan bütün kelimeleri seviyorum, anlamlarıyla birlikte..
susku nöbetlerinde ki bu nöbet sadece kendime iken, gezdim durdum satırların arasında.. kiminin altını çizdim, kimine yıldız koydum, kimine ağladım, kimine güldüm.. çoğuna da sustum.. susarken fark ettiğim ise ben burayı seviyorum...blogumu..blog aracılığıyla hayatımda yer alan insanları..dolayısıyla da yaşamayı..
Minicik elleri, kocaman gülüşü, zengin iç dünyası ve yaşanmışlıklardan biriken dopdolu cümleleri ile Carabatak'ı.. Aşkın güzelliğini her daim hissettiren ve özellikle aşka ve hayatın güzel olduğuna dair inancımı yitirdiğim anlarda yaşadıkları ile beni aşka küsmekten alıkoyan, sabrı öğreten Meşalem ve Sin'i.. Hatırladıkça gülümsememe sebep olan ve hatıra heybeme güzel anlar dolduran, gözleri ve gülüşü ile sürekli "This is me..yani.." diyen, dedirten Rüya'mı..
Dünyadan bihaber, masum ve minik bir kız çocuğunun gülüşünü her daim sesinde hissettiğim ve gülüşüne hayran olduğum Kiraz'ımı.. İçtenliği ve koşulsuz sevgisi ile varlığını hep hissettiren, her zaman naif bir duruş sergileyen Açıkdeniz'imi.. Deli dolu ama dopdolu, hayata karşı tam donanımlı hazır kıta gibi dursa da kırılgan ve hassas yüreği ile şen şakrak gökyüzünde süzülen martım, Atalet'imi.. Birlikte ağlayıp, birlikte güldüğümüz, uzun uzun sohbetler yaptığımız, dostluklara mesafelerin engel olmayacağını birlikte anladığımız Kurbiş'imi.. İnatçılığı ile beni zaman zaman deli etse de her zaman yanımda olan Çocuk'u.. En başlarda boğaz kategorisi ile gözümü gönlümü okşamış olmasına rağmen direkler vb. konulardaki bilimsel yaklaşımları ile fikir üretmemi sağlayan, sayın her şeyi çok bilen Çağlar Canı.. ( "Sayın her şeyi çok bilen" soyadından kaynaklı, spontane olarak gelişen hitap oldu.. altında üstünde bir şey aramayınız lütfen.. ) Günlük ile arasında geliştirdiği duygusal bağ ve kurduğu iletişim ile okuduğumda sanki benimle konuşuyormuş gibi hissettiğim ve bu sebeple de beni kendine hayran eden, bir gün martılara ekmek atacağını inandığım, şErapçı Verocka'mı..
Nedenleri saymakla bitmeyecek olan Gergin Hocamı.. Beni ve kendi blogunu çok fazla ihmal ediyor olsa da sevgisinden hiçbir zaman şüphe duymadığım, tembelliğinden kurtulabilse neler yapacak neler dediğim Turuncu Elma Şekerimi..
Uzun zamandır birbirimize sessiz kalsak da ortak ikametimiz yıldızlarda hiç ayrılmadığımız Yıldız Dostum, mor ışığım Carol’ı.. Adres değişikliği sebebi ile biraz da üşengeçlikten sıklıkla ziyaret edemediğim ancak bıraktığı ballı sütler ile her zaman yüzümü gülümseten en güzel düş sokağı sakini İpek'imi.. Vadi artık haritamızda çöl olarak görünüyor olsa da vadinin en gerçek dost kelebeği Cem'i.. tanımama vesile olduğu artık sesini duymadığım ama arada isimsiz kelebekler gibi ziyaretime geldiğini bildiğim Hüdo’yu.. Masalların büyümüş küçük kızı, ağaçlı yolların en güzel yolcusu Zül'ü.. Gülümseyen gözleri, cıvıl cıvıl sesi ile gelinciklerin en güzeli Beyazgelinciğimi.. Cümlelerine siyahı arka plan rengi yapsa da blogunu hep ilk gördüğüm günkü gibi Çilekli hatırladığım ve adını Çilek Kızım koyduğum Bibis'i.. Öğrenmenin ve yaşamın yaşı yoktur dedirten Nil Ablamı.. Her şeye rağmen içindeki umut kırıntılarını umut kuşlarına yedirmekten bıkmayan, umut elçisi gibi dost yüreklerde gezinen, incilerin en inci tanesi Polyanna'mı.. Yorumlaşma gibi bir iletişimimiz henüz olmasa da birbirimizi sessizce takip ettiğimizi düşündüğüm ve içindeki çocukla birlikte yeniden büyüdüğünü hissettiğim Velena’yı.. Yokluğunu fazlasıyla hissettiğim Mahallemizin Arsız Çocuğu Abho’yu.. Mezun olduktan sonra sırra kadem basan ve kendisini çok özlediğim Dungeon’u.. Huysuz, tatlı ve hassas yengecimiz Dolphin’i..
Asık suratla ortalıkta dolaştığımda söylediği çocuk şarkıları ile birden kahkahalar atmama sebep olan ancak son zamanlarda bilgisayar oyunlarının esiri olan Tuensse’mi.. İlk başlarda zombi diye kendisini tanıtmış olsa da hem sarı hem şeker olan civcivim Shiver’ı.. Dünyalar tatlısı Ozan Çağlar’ı dünyaya getirene kadar sıklıkla görüştüğümüz ancak Ozan Çağlar’dan sonra nefes almaya bile vakti kalmadığını düşündüğüm Subune’yi.. Yavru martılarıma denizden uzak diyarlarda annelik yapmaya çalışan, büyüdükten sonra adını Kadeh olarak değiştirmesine rağmen hâlâ benim Minik Kuşum olan Kadeh’i.. Yaşadığı tüm zorluklara rağmen hayallerini dipdiri tutan Azeri güzelim Elin’i.. Yunus, kahvaltı, Çakraz ve erik ağacı dörtlüsünden herhangi birini düşündüğümde aklıma adı ilk gelen Oglena’yı.. Kendisini son zamanlarda çok ihmal ettiğimin farkında olduğum ama yazdıklarını okumadan geçmediğim, düşüncelerine hayran olduğum, felsefeyi bana daha da çok sevdiren, Pazar Sabahlarımın kahve arkadaşı Sophia’yı.. Şimdilerde baba olacak olmanın heyecanı ile cümlelerini ayrıştırmakta zorlanan ama dönüşünün muhteşem olacağını bildiğim Dönence’yi..
Varlığı ile blogumu sürekli renklendiren ve yokluğu fark edilen Aydın abim, Samanyoluaydın’ı.. Amasra’da bize verdikleri tadı damağımızda kalan müzik ziyafeti ile kendilerine hayran bırakan büyüleyici seslerden birinin blogdan tanıdığım ve şiir paylaştığım Oğuz olduğunu sonradan öğrendiğim Sırmalı’yı.. Yazılarını okumayı sevdiğim Emin’i.. Sıklıkla yorum yazmasam da sürekli takip ettiğim Senfoni’yi.. Bloguna girince çok alakasız olacak biliyorum ama Nil Burak’tan dinlediğim “birisine birisine aşık oldum birisine..” diye devam eden şarkıyı mırıldanmama sebep olan Sambadi’mizi.. Gündeme dokundurmalarını okumaktan zevk aldığım ve köşe yazarı olmalı diye aklımdan geçirdiğim Bünyamin Akkaya’yı.. Önce blog ismi sonra da yorumcularına kitap hediye etmesi ile dikkatimi çeken ve yazdıklarını okurken bir şeyler düşünmeden duramadığım Nihat Hocamız Değirmenlerekarşı’yı.. Deli Perim, komacan öpücükleri ile beni sarhoş eden Ruzgarr’ımı.. Kelimeleri yukarıdan aşağıya yazması ile dikkatimi çeken sonra da bu yazım şeklinin başka hiç kimseye böyle yakışmayacağına karar verdiğim LebiDerya’yı.. Geceleri birbirimizden habersiz kapı önünde aynı karanlığı misafir ettiğimiz, şimdi askerde olması sebebi ile sesine hasret kaldığım öğretmenim Özgür’ü.. Balkon keyfime ortak olan diğer öğretmenim ve kahve arkadaşım Lotuse’yi.. Blogda pek sessiz dursa da posta kutuma hayatta olduğuna dair mesajlar bırakan kırmızılım Jounsse’mi.. Blogcu mu değil mi bilmesem de blog aracılığıyla tanıdığım ve tanımaktan mutlu olduğum Zemheri’yi.. Uzaklardaki dost yüreklerim Eylül Sonu, Duha ve Zerre’yi.. ve
Bildiğim tüm dillerdeki kelimeleri kullansam da ona dair kuracağım cümlelerimin hep eksik kalacağını bildiğim, düştüm düşüyorum dediğim her an elimi tutan, bazen yüreğim, bazen gözyaşım, bazen gülümsemem ama hep Işığım olan seni.. O kadar çok seviyorum ki..susku nöbetini devam ettiremedim daha fazla.. Bugün yazı yok..Belki sonra... Bütün cemreler düştüğüne göre bahar benim bloga da gelmeliydi... adınızı yazdım bahar çiçeklerinin yerine.. Öyle işte..
- 9/3/2008 - yorum yaz
|
Son Yazılarım *UMUDUN ÖLMÜŞ OLDUĞU ZAMANDAN.. *YAZIYI YAZAMADIM Kİ BAŞLIK BULAYIM.. *ÖZLEM *... *ÖĞLE ARASI SAYIKLAMALARI *YALNIZLIK SEREMONİSİ *YAŞIYOR GİBİYİM.. *MADEM DOĞMUŞUM BİR KERE.. *SON DURUM RAPORU *:)) *BİR AYRILIK, BİR YOKSU(N)LLUK, BİR ÖLÜM.. *MAĞRUR SEVGİLİ "GÜNBATIMI" *NEDEN KİLİSE? *KURBAN "S" *GÜN ORTASI HALET-İ RUHİYEM.. *GECE GECE *BAŞLIĞI YOK SADECE BİZ.. *ÖĞLE ARASI KARALAMASI *HAYAT İŞTE *BENCİLCE BİR YAZI İŞTE.. *HER YERDE KAR VAR *BUGÜNÜN ANISINA 3 (ÇİÇEK) *BUGÜNÜN ANISINA 2 (AŞK) *BUGÜNÜN ANISINA 1 (BAHAR) *BUGÜNÜN ANISINA (MASAL) Ana Sayfa Profilim Arşiv Arkadaşlarım |